Mavzer tutan kelimeler
İnsanların kanını ve başını döndürerek
Kışlalarına yırtılan kefenlerin
Sesleri ve hikâyeleriyle döndüler
Ben bu savaşa
Geçmişten beri koşan küheylanlarla
Çiçekçiliğin keşfini getirdim
Çölden geçtim: Taklamakan diye bir çöl yok, Çöl Taklamakan’ın kendisi
Geceyi tespih gibi çeken Bedeviler ve onların aynı sessizlikte develeri.
Bir otağın dışına atılmış kıl çadır ve artık Çin ipeği giyemeyecek insan iskeletleri!
Dağı Geçtim: Demiri eriten ateşi gördüm, anaç bir kurdun gözlerinden geçirip çıkardılar kendilerini, beyaz yüzlü çocuklarını, ekmek, kilim ve dağ keçilerini. Gösterişsiz bir ayna verdiler bana.
Baktıkça kendimi gölgesiz buldum.
Kan pıhtısında çiçek dikmek!
Yarasını kendine dikenlerden kalma bir hüner
Derdi göğü kendince eken bilge şaman
Ben bu savaşa kan ve gök verdim
Kulağımda patlayan kelimelerin
Ateşi ile eriyen göğsümü
Tufanlarla çarpa çarpa iyileştirdim
Ateşi kesmeyi sen getirdin
Terlemiş Küheylanların nal seslerini
Boşaltıp, sessizce süpürdün göğümü
Bir kuş bile gördüm!
İyi de sende kimden kaldı
Bu kan pıhtısında büyüyen çiçek
Fatih Akça
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder